Çocuk, Allahın insana verdiği dünya hayatının süsüdür. Sadece süs değil, insan neslinin geleceğinin çekirdeğidir. Yarının büyükleri, bugünün çocuklarından oluşacaktır. Yerimize geçip mirasımıza sahip olup unvanımızı devam ettirecek olan bu çocukların nasıl bir değer yargısına sahip olacakları, bizi ilgilendirse gerek…
İşte bu açıdan çocuklarımızın, müspet eğitimine olduğu kadar dînî eğitim, ahlak ve beşeri münasebetler gelişimiyle de ilgilenmek, ihmal edilmeyecek bir zarurettir. Burada bir Müslüman olarak örneğimiz, Hz. Muhammed (SAV) dır. O, çocukları çok sever, 0nlara değer ve sorumluluk verir; hata yapınca da onları azarlamazdı. Hatta namazda ve camide de çocukların şımarmalarına kail gelirdi. Bu mevzuda bize hiç kimse, peygamberden daha güzel örnek olamaz! O’nu rehber etmeyenlerin başına , gör, neler gele?
Camilerimiz, medeniyete merkez, ilim ve irfana beşik, İslamin sembolü, Kâbenin şubesidir… Çocuklarımız da, çör-çöpten sakındığımız, can damarımız ve göz bebeğimizdir... Biliyoruz ki, Allaha giden yol, camilerden geçiyor. Mevla, kullarını secdelerden seçiyor.
Bu gerçek ışığında bilinmelidir ki, namazdaki çocuğun, ayaklarının arasından arkaya baktığı secdenin anlamı, sırtımızdaki günah yüküyle bizim vardığımız secdemizden çok daha anlamlı ve derindir. Yanlış anlaşılmasın! Din yolu, saf, ihlâs ve samimiyet yoludur. Unutulmasın ki gönülsüz yapılan aş, ya karın ağrıtır ya da baş…
Peki !.. Günümüz insanının Cami, Çocuk ve Cemaat kaynaşması nasıldır? Hemen üzülerek belirtelim ki bu mevzuda karnemiz çok zayıftır. Camilerin en güzel süsü, CEMAATTIR. Bunun da kaynağı, ÇOCUKLARDIR. Ama azarlanarak camiden uzaklaştırılan çocukların vebalının altından kim kalkabilir ?. Millet, ulu bir çınar ise; çocuklar fidandır. Bu fidanı eğmeyin, bükmeyin, kırmayın. Onları emanet edeceğimiz din gönüllüsü, onların gönlünü alır, dine taşır; dini alır, onların gönlüne taşır.
Camiler, yüzlerinde rahmetten izlerle muzipçe davranan çocukların horlandığı, kovulduğu yer olmamalı. Hatalı davranıyorlarsa burada davransınlar; taa ki hatayı görüp izale edelim. Zira camiden uzaklaştırdığımız çocukların gideceği yerler, tekin yerler değildir. Hâlbuki onlar, himayeye ve terbiyeye muhtaçtırlar. Aramızda kalmaları, daha ehvendir. Çocuk, dövüldüğü, kovulduğu yere giden kedi gibi değildir. O, başının okşandığı yere gider. Çocukların istikbalde vefalı olmaları, sevgiyle telkin edilir…
Ey ! İnsanlar , Kemâlâtınıza sonra bakar, saflarınızı sonra sıklaştırırsınız. Şimdi kalbinizde çocuklara yer açın ! Büyütüp beslediğimiz, sokağa salıverip, sevgiyle ilgilenmediğimiz gençlerin, başka kumandanların eline düşeceğini unutmayın !..
Çocukların yetişme tarzına bir göz atalım: Onlarla bir evde yaşıyoruz ama ortak bir telefonumuz bile yok, sanal âlemin esiriyiz… Çocuklarımız, belki de hiç umurumuzda bile değil. Evde de otel müşterileri gibiyiz; aile kavramımız tar-u mar olmuş !.. Bu şekilde özden kopuş, zamanla aile felaketlerine yol açacak; farkında değiliz !
Öyle ihmalkârlıkları, ayyuka çıkanların, mutlu aile görüntüsü vermesine bakmayın. Memlekette yüzde kırka varan boşanma davaları, hangi imhalın sonucudur, ona bakın !.. Zira bugün çocuklarıyla alâkadar olmayanlar, yarın onların sorunlarıyla uğraşmak zorunda kalacaklar !…
Bakın, Anne ve babaya ‘’öf’’ bile demeyi yasaklayan dini anlayışa ayak uyduramayan gençlerin, kurtuluş ve mutluluk planları farklı ! Onların hülyaları şu: Geri dünyanın insanları saydıkları anne ve babalarında bulamadıkları mutluluğu, bir izdivaçta arıyorlar. Bir eş, kendilerini mutlu edecek sanıyorlar. Yazık!. Vefalı olmayı, kimse onlara kavratamamış.
Dikkat ederseniz, evlilikten sonra cicim ayları geçince, insânî ve Îmânî eğitim yoksulluğu, sorumsuzluk ve beklenti doyumsuzluğu sebebiyle: ‘’isabetsiz bir evlilik yapmışım‘’ diyerek, bu düşünceyle, içlerine birer kurt düşürüyorlar. İşte bundan sonra da olanlar oluyor…
Artık gözden düşen, değer verilip emek edilmeyen bir evlilik, ne kadar mutluluk getirir ki... Siz hiç : ‘’ bu tarla çoraktır, taşlıdır, kıraçtır… ’’ deyip ihmal ederseniz bu tarladan verim alabilir misiniz? İşte maalesef gençlerimiz de aynı ihmalkârlığın kurbanı oluyorlar. Her ikisinin de hedefi, mutlu etmek değil de mutlu olmak olduğundan aradıklarını, karşı taraftan bulamayınca, birbirlerinden ümit kesiyor ve kurtulmanın yollarını aramaya başlıyorlar.
Kendilerine zamanında aile, vefa, kadirşinaslık ve sorumluluk bilinci verilemeyen bu gençler, UMUDU, başka bahar ve başka izdivaçta aramaya karar veriyorlar. Anne ve babalarının görüşlerinden fıfar edip birbirleriyle de MUTLU olamayan bu gençleri kim mutlu edecek ? !.
İşte, dînî inanç, anane, gelenek ve göreneklerimize itibar etmesek olacağı budur...
Şer güçlerin, gençlerimize hazırladığı muhtemel uyuşturucu bataklığı, ahlakî çöküntü vatan ve millet düşmanlığından bahsetmedim !. Onlar, zaten ( Allah korusun ) apayrı bir felaket!.. Unutmamak lazım ki, kargayla arkadaş olanın burnu çöplükten kurtulmaz !..
Mecit KÜÇÜKOSMAN - 05342352324
İnsanoğlu öyle bir varlıktır ki mülayimlik da onda zalimlik da onda görülür. İnsanoğlunu böyle farklı hale getiren, hiç şüphesiz değer yargısıdır. Bu farklılık sadece insanda vardır. Diğer canlılar, tabiatları gereği ya vahşidir; saldırgandır, dolaysıyla başkalarının kabusudur. Diğer canlılar, ya da mülayim bir vaziyette kendi halinde sevimli varlıklardır. Bunlar hep bu haldedirler. Bu sebeple bunların dostluğu da düşmanlığı da bellidir; kendilerine gerektiği gibi tavır alınabilir.
Lâkin değişken olan ve de değişikliğine akıl fikir erdirilemeyen mahluk, insanoğludur. Diğer canlılardan farklı olarak insanoğlunun mizacının art niyet taşımaya meyyal yaratılışından dolayı dostluğuna da düşmanlığına da güvenilemiyor. İnsanoğlunu bu vahşilik veya mülayimlik görümüne getiren EDEP veya ENANİYET duygusudur.
EDEP: İnsanoğlunun, yaratılışındaki aczi yetini bilip kendisi dışındakilere karşı tevazu, nezaket ve saygılı olmayı elden bırakmamasıdır. İnsanın dine, örf ve âdetlere göre terbiyeli ve ahlaklı olması yanı kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa kendisinin de başkalarına öyle davranmasını bilmesi, EDEBİ ifade eder.
Edep, manevi bir disiplindir. Havailik ve avarelikten, sünepelik, züppelik ve serkeşlikten uzak kalmaktır. Edep, HAYÂNIN; hayâ da İMANIN aynasıdır. Edebi gereği tevazuuyla kendini olduğundan geride görenler, aslında insanların gönlünde TAHT kurup hep orada kalırlar. Daima saygı ve sevgi ikramıyla taltif edilirler.
ENANİYET: Yaşantısını cismani ve bedenî arzularına göre sürdüren insanın, kendini dev aynasında görme duygusudur. Böyle kendini dev aynasında, insanları da çöl sahrasında görenler, Firavun ve Nemrut vârî duruşlarıyla hep yüksekte uçarlar. Neticede yüksekte uçmanın tehlikelerine göğüs geremezler. Böylece ENANİYETİ, cennet meyvesi sananlar, onun çekirdeğinde cehennem zakkumu olduğunu çok geç fark ederler. Nemrut'un bir sineğe mağlubiyeti, Firavun'un da Kızıl denizde DİZ çöküşü, enaniyetin insaniyete zarar verdiğinin bir ibretidir. (Gerçi ibret alan olsa tarih, tekerrür etmezdi ya...)
Ne diyorduk ?... Evet ! edebin insanı ne kadar ULVİLEŞTİRDİĞİNden, enaniyetin de insanı ne kadar EDNALAŞTIRDIĞINdan bahsediyorduk. Anlatılanlardan anladığımıza göre insanların gönül yakınlığına, kalp yakınlığına ihtiyaçları var; KALIP yakınlığına değil. Aksı takdirde tecrübeler göstermiştir ki kendini sütten çıkmış tek ak kaşık görenler, sonra sütü dökmüş kediye dönüyorlar.
İnsanlar, dünyaya geldikleri zaman bu kötü huyların hiçbiri üzerlerinde yoktu. İnsanlar, bunları hep sonradan öğrenip itiyat haline getirdiler. Fıtratta olmayan bu kötü huylara bulaşmamak için, E Ğ İ T İ M... EĞİTİM !.. İLLÂ DİN EĞİTİMİ ... BİLİM değil E Ğ İ T İ M !!! İlim de değil !, EĞİTİM. Dikkat ederseniz İlim, Bilim Bakanlığı yok !. Milli Eğitim Bakanlığı var. (Ne kadar milliyse...)
Bir mütefekkirin dediği gibi:
Edep, bir taç imiş nur-u Hurdadan
Giy o tacı, kurtul her belâdan
İlim, irfan meclisinde anladım ettim talep:
İlim, en gerideymiş; İLLÂ edep İLLÂ edep.
Bu yeni sitemiz, nice hayırlara vesile olsun. İnşaallah bu site insanlara bir beraberlik zemini olur. Zira fikirler başka başka olsa da siteler, bu fikirlerin paylaşılacağı zeminlerdir.
Mühim olan, karşılıklı anlayış ve iyi niyetten emin olma hissidir. Diğer taraftan kendi ufkumuzda kalıp, kendi marjinallığımızda patinaj yapmaktansa değişik ufuklara açılıp istişarelere katılmak daha ehvendir.
Bir zamanlar Ali Dayı'nın bir çiftliği vardı. Orada inekler: mö mö mö... ,orada köpekler: hav hav hav..., orada horozlar: ü' ürü üüü... idi.
Şimdi Ali Süpürt'ün bir sitesi var. Burada insanlar: fikir fikir... Nerdeeeeen nereye !...
At gözlüğü takmadan gezelim, görelim ama yuvamıza dönelim... Yahu ! Dünya değişmiyor, gelişiyor. Ya ayak uydurur makuliyete ulaşırız, yahutta ayak direr marjinal kalırız.
Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz
Davranmayacak kimse bu meydana atılmaz
Evet, Ali kardeşimizi bu site çalışmalaraından dolayı tebrik ederiz !... Gidiyor, geliyor bir şeyler yapmaya çalışıyor.
Onun bunun kara kaşına, mavi gözüne bahane bulmayalım; nalına mıhına vurmayalım. Gelin tanışalım tartışalım !...
Her iz bir umut, her umut bir hayat taşır. Umutları söndürmeyelim, hayatları öldürmeyelim.
Unutmayalım ki her gelecek gün, niyet ve gayretlere gebedir.