21 Mayıs 2012

RSS Facebook Twitter Linkedin Digg Yahoo Delicious

Köşe Yazıları
Pazartesi, 26 Mart 2012 17:34

Hasret kaldım klavyenin tuşuna

Yazan Ahmet Eyüpoğlu

Hasret kalmaya hasret kalınırmı,malesef öyle bir zamana geldikki haret kalmayı özler olduk.Evet şimdilerde hasret kalsak kalsak fecabook'a twittır'a hasret kalıyoruz.İki gün uzak kalsak klavyeden sevgiliye  hasret kalmış gibi oluyoruz.

Ya  eskilerde,eskiler derken öyle asırlar falan değil,15-20 yıl öncesinden söz ediyorum.10 yıl öncesine kadar bazı son derece insani vasıflarımız vardı ve teknoloji denen canavar bu duygularımızı sildi süpürdü.Öyleki bir zamanlar özlem duyduğumuz ve hasret acısı çektiğimiz o özlemleri,o acıları özler olduk.

Mesela ben sinema nedir bilmediğim zamanlarda,Okul Öğretmenimizin bütün okulu Trabzona sinemaya götürdüğü günü hiç unutamam,o keyif neydi ya Rabb,sanki uzaya gitmiştik.50 yıl geçmiş olsada o keyifi hep özlerim.Hele o yazlık sinemalar,ailece oturulur kolanı içer,yada alaska dondurmanı yersin,çekirdeğini çıtlatırken kâh kara Murat olursun,kâh Battal gazi.Kendini kara sevdaya tutulmuş Keremin yada Aslının yerine koyar acılar çekersin.Filimlerde olsa bile ben o acıları bile özledim.

Gurmete giderdik,mektuplar yazardık,özlemlerimizi hasretlerimizi döşenirdik satırlara,elimizi çizerdik içine baki selam acele cevap der öpüp verirdik postaya.Gideceği yere on,onbeş günde ancak varırdı.PTT derede olduğundan alacak olan dereye gidenleri sıkı sıkı tembihlerdi"aman bak bakalım bana mektup varmı" diye.on onbeş gün sonra gelen mektubuna kavuşunca sanki sevdi kavuşmuş gibi öpüp koklardı.

Helede Askerde oğlu eşi yada nişanlısı olanın gözü dereden gelenlerde olurdu.

Ya Askerde olduğumuzda,postayı dağıtanın gözünün içine bakar,içimizden hadi benide hadi benide oku diye dualar ederdik.O ne hasretti o ne özlemdi.İsmin okundumu heyacan zirve yapardı.Artık demlik demlik çay feda olsun arkadaşlara.Asker mektubu beklemek bile nostalji oldu.Bir zamanlar dinlenmeler bir sigara içimi idi,şimdi dinlenmede bile telefonla Anasını eşini yada yavuklusunu arayabiliyor zamane gençleri,hemde görüntülü.İşe bak,Ana oğul görüntülü konuşuyor ana"oğlum terlemişsin terli terli oturma  hasta olursun"diye çıkışıyor.

Gurbetçi kardeşlerimiz geri kalırmı hiç,Avrupada,Afrikada,Arabistanda hatta Sibiryada çalışsa bile istediği kişiyle nerede olursa olsun  çalışırken bile rahatlıkla konuşabiliyor.

Yahu arkadaşlar şu teknoloji denen canavar hasretlerimizinde,özlemlerimizinde içine etti.Kim ne düşünür bilemem ama ben o mektupların kokusunu özledim.Hasret kalmaktan özlem duymaktan çektiğimiz acıları özledim.Dahası Hasret kaldığımız özlem duyduğumuz zamanları özledim.

Çarşamba, 28 Aralık 2011 17:14

YILLAR

Yazan Bilal Hoca

 


YILLAR  

Bir deli sel gibi çağlayıp, akıp,

Her derdi kederi ardıma takıp,

Bu bedbaht halime alaycı bakıp,

Aynada yüzüme gülmeyin yıllar.


Çok seyrine daldım ebedi sanıp,

Savruldum selinde aldanıp, kanıp,

Riyakar gözlerle halime yanıp,

Aynada yüzüme gülmeyin yıllar.


Gönlümde yeşeren düşleri çalıp,

Gençliğimi söküp, elimden alıp,

Ak düşen saçımı rüzgara salıp,

Aynada yüzüme gülmeyin yıllar.


Gülümü soldurdun hazana katıp,

Miyadım doldurdun gurbete atıp,

Bahtımı soysuzca feleğe satıp,

Aynada yüzüme gülmeyin yıllar

     Çocuk, Allahın insana verdiği dünya hayatının süsüdür. Sadece süs değil, insan neslinin geleceğinin çekirdeğidir. Yarının büyükleri, bugünün çocuklarından oluşacaktır. Yerimize geçip mirasımıza sahip olup unvanımızı devam ettirecek olan bu çocukların nasıl bir değer yargısına sahip olacakları,  bizi ilgilendirse gerek…

     İşte bu açıdan çocuklarımızın,  müspet eğitimine olduğu kadar dînî eğitim, ahlak ve beşeri münasebetler gelişimiyle de ilgilenmek, ihmal edilmeyecek bir zarurettir. Burada bir Müslüman olarak örneğimiz, Hz. Muhammed (SAV) dır. O, çocukları çok sever, 0nlara değer ve sorumluluk verir; hata yapınca da onları azarlamazdı. Hatta namazda ve camide de çocukların şımarmalarına kail gelirdi. Bu mevzuda bize hiç kimse, peygamberden daha güzel örnek olamaz! O’nu rehber etmeyenlerin başına , gör,  neler gele?

   Camilerimiz, medeniyete merkez, ilim ve irfana beşik,  İslamin sembolü,  Kâbenin şubesidir… Çocuklarımız da,  çör-çöpten sakındığımız,  can damarımız ve göz bebeğimizdir...  Biliyoruz ki,    Allaha giden yol, camilerden geçiyor.    Mevla, kullarını secdelerden seçiyor. 

     Bu gerçek ışığında bilinmelidir ki, namazdaki çocuğun, ayaklarının arasından arkaya baktığı secdenin anlamı, sırtımızdaki günah yüküyle bizim vardığımız secdemizden çok daha anlamlı ve derindir. Yanlış anlaşılmasın!  Din yolu, saf, ihlâs ve samimiyet yoludur. Unutulmasın ki gönülsüz yapılan aş, ya karın ağrıtır ya da baş… 

    Peki !.. Günümüz insanının Cami, Çocuk ve Cemaat kaynaşması nasıldır?  Hemen üzülerek belirtelim ki bu mevzuda karnemiz çok zayıftır. Camilerin en güzel süsü,  CEMAATTIR. Bunun da kaynağı, ÇOCUKLARDIR.  Ama  azarlanarak  camiden uzaklaştırılan çocukların vebalının altından kim kalkabilir ?. Millet, ulu bir çınar ise; çocuklar fidandır. Bu fidanı eğmeyin, bükmeyin, kırmayın.   Onları emanet edeceğimiz din gönüllüsü, onların gönlünü alır,  dine taşır;  dini alır, onların gönlüne taşır.

     Camiler, yüzlerinde rahmetten izlerle muzipçe davranan çocukların horlandığı, kovulduğu yer olmamalı. Hatalı davranıyorlarsa burada davransınlar; taa ki hatayı görüp izale edelim. Zira camiden uzaklaştırdığımız çocukların gideceği yerler, tekin yerler değildir. Hâlbuki onlar,  himayeye ve terbiyeye muhtaçtırlar. Aramızda kalmaları, daha ehvendir. Çocuk, dövüldüğü, kovulduğu yere giden kedi gibi değildir. O, başının okşandığı yere gider. Çocukların istikbalde vefalı olmaları, sevgiyle telkin edilir…

     Ey ! İnsanlar , Kemâlâtınıza  sonra bakar, saflarınızı  sonra sıklaştırırsınız. Şimdi kalbinizde çocuklara yer açın !  Büyütüp beslediğimiz, sokağa salıverip, sevgiyle ilgilenmediğimiz  gençlerin, başka kumandanların eline düşeceğini unutmayın !..

     Çocukların yetişme tarzına bir göz atalım:  Onlarla bir evde yaşıyoruz ama ortak bir telefonumuz bile yok, sanal âlemin esiriyiz… Çocuklarımız,  belki de hiç umurumuzda bile değil. Evde de  otel müşterileri gibiyiz;  aile kavramımız tar-u mar olmuş !..  Bu şekilde özden kopuş, zamanla aile felaketlerine yol açacak;  farkında değiliz ! 

     Öyle ihmalkârlıkları, ayyuka çıkanların, mutlu aile görüntüsü vermesine bakmayın. Memlekette yüzde kırka varan boşanma davaları, hangi imhalın sonucudur, ona bakın !.. Zira bugün çocuklarıyla alâkadar olmayanlar, yarın onların sorunlarıyla uğraşmak  zorunda kalacaklar !…

    Bakın, Anne ve babaya ‘’öf’’ bile demeyi yasaklayan dini anlayışa ayak uyduramayan gençlerin,  kurtuluş ve mutluluk planları farklı !  Onların hülyaları şu: Geri dünyanın insanları saydıkları anne ve babalarında bulamadıkları mutluluğu,  bir izdivaçta arıyorlar. Bir eş, kendilerini mutlu edecek sanıyorlar. Yazık!. Vefalı olmayı, kimse onlara kavratamamış.

     Dikkat ederseniz,  evlilikten sonra cicim ayları geçince, insânî ve  Îmânî  eğitim yoksulluğu, sorumsuzluk   ve beklenti doyumsuzluğu sebebiyle:  ‘’isabetsiz bir evlilik yapmışım‘’  diyerek,  bu düşünceyle,  içlerine birer kurt düşürüyorlar. İşte bundan sonra da olanlar oluyor…

    Artık gözden düşen,  değer verilip emek edilmeyen bir evlilik,  ne kadar mutluluk getirir ki... Siz hiç :  ‘’ bu tarla çoraktır, taşlıdır, kıraçtır… ’’  deyip ihmal ederseniz bu tarladan verim alabilir misiniz?  İşte maalesef gençlerimiz de aynı ihmalkârlığın kurbanı oluyorlar. Her ikisinin de hedefi, mutlu etmek değil de mutlu olmak olduğundan aradıklarını, karşı taraftan bulamayınca,  birbirlerinden ümit kesiyor ve kurtulmanın yollarını aramaya başlıyorlar.   

     Kendilerine zamanında aile,  vefa, kadirşinaslık ve sorumluluk bilinci verilemeyen bu gençler, UMUDU, başka bahar ve   başka izdivaçta aramaya karar veriyorlar. Anne ve babalarının  görüşlerinden fıfar edip birbirleriyle de MUTLU olamayan bu gençleri kim mutlu edecek ? !.

    İşte, dînî inanç, anane, gelenek ve göreneklerimize itibar etmesek olacağı budur... 

     Şer güçlerin,  gençlerimize hazırladığı muhtemel  uyuşturucu bataklığı, ahlakî çöküntü  vatan ve millet düşmanlığından bahsetmedim !. Onlar, zaten  ( Allah korusun )  apayrı bir felaket!.. Unutmamak lazım ki, kargayla arkadaş olanın burnu çöplükten  kurtulmaz !..

    Mecit  KÜÇÜKOSMAN - 05342352324

Cuma, 09 Eylül 2011 17:02

EDEP VEYA ENANİYET DUYGUSU

Yazan Mecit Hoca

  İnsanoğlu öyle bir varlıktır ki mülayimlik da onda zalimlik da onda görülür. İnsanoğlunu böyle farklı hale getiren, hiç şüphesiz değer yargısıdır. Bu farklılık sadece insanda vardır. Diğer canlılar, tabiatları gereği ya vahşidir; saldırgandır, dolaysıyla başkalarının kabusudur. Diğer canlılar, ya da mülayim bir vaziyette kendi halinde sevimli varlıklardır. Bunlar hep bu haldedirler. Bu sebeple bunların dostluğu da düşmanlığı da bellidir; kendilerine gerektiği gibi tavır alınabilir.

       Lâkin değişken olan ve de değişikliğine akıl fikir erdirilemeyen mahluk, insanoğludur. Diğer canlılardan farklı olarak insanoğlunun mizacının art niyet taşımaya meyyal yaratılışından dolayı dostluğuna da düşmanlığına da güvenilemiyor. İnsanoğlunu bu vahşilik veya mülayimlik görümüne getiren EDEP veya ENANİYET duygusudur.

       EDEP: İnsanoğlunun, yaratılışındaki aczi yetini bilip kendisi dışındakilere karşı tevazu, nezaket ve saygılı olmayı elden bırakmamasıdır. İnsanın dine, örf ve âdetlere göre terbiyeli ve ahlaklı olması yanı kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa kendisinin de başkalarına öyle davranmasını bilmesi, EDEBİ ifade eder.

       Edep, manevi bir disiplindir. Havailik ve avarelikten, sünepelik, züppelik ve serkeşlikten uzak kalmaktır. Edep, HAYÂNIN; hayâ da İMANIN aynasıdır. Edebi gereği tevazuuyla kendini olduğundan geride görenler, aslında insanların gönlünde TAHT kurup hep orada kalırlar. Daima saygı ve sevgi ikramıyla taltif edilirler.   

         ENANİYET: Yaşantısını cismani ve bedenî arzularına göre sürdüren insanın, kendini dev aynasında görme duygusudur. Böyle kendini dev aynasında, insanları da çöl sahrasında görenler, Firavun ve Nemrut vârî duruşlarıyla hep yüksekte uçarlar. Neticede yüksekte uçmanın tehlikelerine göğüs geremezler. Böylece ENANİYETİ, cennet meyvesi sananlar, onun çekirdeğinde cehennem zakkumu olduğunu çok geç fark ederler. Nemrut'un bir sineğe mağlubiyeti, Firavun'un da Kızıl   denizde DİZ çöküşü, enaniyetin insaniyete zarar verdiğinin bir ibretidir. (Gerçi ibret alan olsa tarih, tekerrür etmezdi ya...)

        Ne diyorduk ?... Evet ! edebin insanı ne kadar ULVİLEŞTİRDİĞİNden, enaniyetin de insanı ne kadar EDNALAŞTIRDIĞINdan bahsediyorduk. Anlatılanlardan anladığımıza göre insanların gönül yakınlığına, kalp yakınlığına ihtiyaçları var; KALIP yakınlığına değil. Aksı takdirde tecrübeler göstermiştir ki kendini sütten çıkmış tek ak kaşık görenler, sonra sütü dökmüş kediye dönüyorlar.

         İnsanlar, dünyaya geldikleri zaman bu kötü huyların hiçbiri üzerlerinde yoktu. İnsanlar, bunları hep sonradan öğrenip itiyat haline getirdiler. Fıtratta olmayan bu kötü huylara bulaşmamak için, E Ğ İ T İ M... EĞİTİM !.. İLLÂ DİN EĞİTİMİ ... BİLİM değil  E Ğ İ T İ M !!!  İlim de değil !, EĞİTİM. Dikkat ederseniz İlim, Bilim Bakanlığı yok !. Milli Eğitim Bakanlığı var. (Ne kadar milliyse...)

         Bir mütefekkirin dediği gibi:

                         Edep, bir taç imiş nur-u Hurdadan

                         Giy o tacı, kurtul her belâdan

                         İlim, irfan meclisinde anladım ettim talep:

                         İlim, en gerideymiş; İLLÂ edep İLLÂ edep.

 

Pazartesi, 18 Temmuz 2011 18:41

MELTEM GİBİ GELDİ GEÇTİ

Yazan Ahmet Eyüpoğlu

Evet 9. Türkçe olimpiyatları tatlı bir meltem rüzgarı gibi ülkemizi yaladı geçti.

Nurculuk,Fetullahçılık,ne dersek diyelim,temelde İslami zemin üzerine inşa edilmiş bir oluşumdan söz ediyoruz.Tabiki temelinde İslam olan bir yapının menfi, müsbet eleştirmeni olacaktır,bundan doğal bir şey yok.

Ne varki sap saman karıştı.Bakıyorsunuz wıkıleks belgelerini yayınlarken çoğu zaman Ergenekon nedeniyle karşıt görüş takınan Taraf,Aydınlık Gazeterleri,söz konusu İslam,yada Fetullah olunca aynı manşeti atacak zaviyede buluşuyorlar.E buda onların görevi.Benim burada anlamakta zorlandiğim Türk Milliyetçiliğinden kimseye pay vermeyenlerin ve İslam kardeşliğinin en büyük savunucusu,hatta kendilerini Ülkenin Milli ve manevi yönden lokomotifi olduklarını söyleyenler,söz konusu Fetullah Gülen olunca (amiyane tabirle)tu kaka moduna giriyorlar.

Peki Nurcuların, yada Fetullahçıların yaptığı neki birilerini bukadar hoplatıyor.130 Ülkede binlerce okulda Türk bayrağını dalgalandırmakmı.Veya İstiklal marşını o Ülke çocuklarına öğretmekmi.Düşünebiliyormusunuz Afrikalı bir çocuk İstiklal marşının on kıtasını ezbere okuyor.Ey en Türk,Ey en Müslüman kardeşler,Kaçımız İstiklal narşının on kıtasını ezbere okuyabiliyoruz.

Buram buram Anadolu kokan türkülerimizi bir uzak doğuludan dinlemek,Çayda çıra oynayan Güney amerikalı çocukları izlemek,hele hele Ganalı çocukların,birer karadeniz uşağı gibi kemençe eşliğinde Trabzonumuzun oyununu oynadıktan sonra BİZE HER YER TRABZON demeleri sizleri bilmem ama benim tüylerimi diken diken etti.

Peki bunlar hangi Türke zarar verir.Zarar verse verse Türk islam düşmanlarına verir.Ama malesef öyle değil. Türküm doğruyum çalışkanım demekle Türk olunmuyor.Ülkemizde Türkçe sürekli erozyona uğrarken,Dünyanın 130 Ülkesinde Türkçe öğretılıyor.Eğer bu Türküm diyen birisinin kanına dokunuyorsa onun kanında bir sıkıntı var demektir.

Bizim çocuklarımız FESFUT larda,DÜRÜMTRAK larda,MANTIHUSA larda,ASROOM larda yiyip içip,SÜPER MARKET lerde, SHOOPHING  SENTUR larda FUUL TAYM vakit geçirirken,BUTİK mağazalarda DAMPİNK yapılan ürünleri kovalarken,Üniversitede kurulan ANFİ lerde ders dinlerken,ENTV,INTER STAR,ŞÖWTV leri PLAZMADAN seyrediyorsa ne mutlu Türküm diyene(!) deme hakkıda vardır değilmi.

CAFE BELAMİS te buluştuğu KANKİ siyle, bir yandan HAMBURGER lerini yiyip COCA COLA sını içiyorsa,bir yandanda POWER EM ini dinliyorsa tabiki ne mutlu Türküm deme(!) hakkına sahiptır.

Şakalar kaka olmadan dönelim mevzuya.İnsanlığa ,İslama  ve Türklüğe bu hizmetleri hiç bir beklentisi olmaksızın yapanlar,bunların karşılığında küfür derecesine varacak eleştirileri haketmiyorlar sanırım.Tabiki Türk islam düşmanları görevini yapacak,bu normal bir şey.Türklügünden ve inancından şüphe duymadığımız kişilerin tutum ve davranışları bu şekilde olmamalı.

Bakın,bu cematten ayyaş,kumarbaz,rüşvetçi,Vatana ihanet eden tek kişi varmıdır.Tabiki yoktur onun için güçlendikçe güçleniyorlar.

Bir büyük elçilik ateşesinin ağlayarak gittiği ülkelere gönüllü olarak giden eğitimcilerin amacı Türk ve İslama hizmetten başka ne olabilir ki.Daha düne kadar haritada yerini gösteremedikleri bir ülkenin diliyle dünyaya seslenişleri Türklüğe hizmetten başka nedirki.

Bu okullara çocuklarını gönderen anne ve babalar,çocuklarımız yüksek makamlara gelsin diye değil,öncelik çocuklarının Ahlaklı,inançlı,saygılı,seven sevilen,vatanına milletine bağlı birer fert olmasıdır.Biliyorlarki bu meziyetler bir insanda varsa zaten o hak ettiği yere gelir.

Şimdi bu okullarda gönüllü olarak görev yapan eğitimcileri terörist,o okulların oluşumunda önderlik yapan Fetullah hocayıda terörist başı ilan edenler,sizin eserlerinizi görelim.Toplu iğne kadar eseriniz varsa bilelim ve sizleride yazalım.

Kim ne derse desin herkes görevini yapacak.Her devrin Ebu cehilide vardır Ebu Bekiride vardır.

Salı, 05 Temmuz 2011 22:59

Hazmedemiyorum

Yazan Murat Yusufoğlu

 

 

Hazmedemiyorum..

Kur’an Kursları ile Öğrenci Yurt ve Pansiyonları Yönetmeliği Madde 32:

“Okulların tatil olduğu zamanlarda, ilköğretimin 5 inci sınıfını tamamlayan öğrenciler için kanuni temsilcilerinin talebine bağlı olarak Kur’an-ı Kerim’i ve mealini öğrenebilmeleri ve dini bilgilerini geliştirebilmeleri amacıyla Milli Eğitim Bakanlığının denetim ve gözetiminde yaz Kur’an kursları açılır. Ancak, bu kursların süresi iki ayı ve haftada beş günü aşamaz.

Yukarıdaki bu saçma sapan madde yüzünden çocuklarımı devlet denetiminden uzak bir din eğitimi veren mahalle imamına teslim ettiren zihniyete de bu zihniyete hesap sorup gereğini yerine getiremeyen hükümete de yazıklar olsun.

Zavallı kızım Hilal in zekası Mustafa Kemali öğrenmeye yeterliymiş fakat Muhammet Mustafa yı öğrenmeye yetersizmiş. Ancak 12 yaşında yeterli olurmuş..Kime nasıl danıştığı malum Danıştay hazretleri aslında 15 yaş olsun demiş fakat pazarlık sünnettir diyerek 12 ye indirmiş..

Danıştay İdari Dava Daireleri Kurulu, başka bir davaya bakarken, Diyanet İşleri Başkanlığının Kuruluş ve Görevleri Hakkında Kanun'a, 1999 yılında eklenen Ek Madde 3'ün birinci fıkrasının üçüncü tümcesi ile ikinci fıkrasının Anayasa'ya aykırı olduğunu ileri sürerek, Anayasa Mahkemesi'ne başvurmuş…

Bu maddede ilköğretimi bitiren öğrenciler için Milli eğitim Bakanlığının izni ile Diyanet İşleri Başkanlığı tarafından Kur’an kursu açılabileceği ve İlköğretim 5 Sınıfı bitiren öğrenciler için de Yaz Kur’an kursu açılabileceğine ve ''Kur'an kurslarının açılış, eğitim öğretim ve denetimleri ile bu kurslarda okuyan öğrencilerin barındığı yurt veya pansiyonların açılış ve çalışmalarına dair hususların yönetmelikle düzenleneceği'ne hükmediliyor

İlgili maddede Kur’an kurslarında yaş sınırı 15 olarak belirleniyor fakat, yaz Kur’an kurslarına gitmek isteyenler için sadece yazları olmak kaydıyla 12 yaşındaki öğrencilere müsaade ediliyor

Danıştay’ın bu maddelerin iptalini istemesi gerekçesi ise ilginç, bakın gerekçede hangi hususlara değiniliyor:"Devletin eğitim ve öğretimdeki gözetim ve denetim görevi, laiklik ilkesine aykırı etkinlik ve öğretim yapılmasına izin verilmemesi görevini de kapsamakta olup, özellikle eğitim-öğretim alanında laikliğe bağlılık ve saygının, ulusun geleceği açısından büyük önem taşıdığı, Türk milli eğitiminin temel amacının, "’Türk Milleti’nin tüm bireylerini, Atatürk ilke ve inkılaplarına ve Anayasa’da anlatımını bulan Atatürk milliyetçiliğine bağlı, Anayasa’nın başlangıcında belirtilen temel ilkelere dayanan demokratik, laik ve sosyal bir hukuk devleti olan Türkiye Cumhuriyeti’ne karşı görev ve sorumluklarını bilen ve bunları yaşamında uygulayan vatandaşlar olarak yetiştirmek olduğu…”

Anayasa Mahkemesi bu talebi kabul etse idi, Yaz Kur’an kurslarına ilköğretimi bitirmeyen hiçbir öğrenci gidemeyecekti ve yaz Kur’an kursu açılamayacaktı Yani 15 yaşın altında hiç kimse Kur’an eğitimi alamayacaktı

Anayasa mahkemesinin iptal kararı ile ise mevcut uygulamada hiçbir şey değişmedi Yaz Kur’an kursları ilköğretim 5 Sınıfın altındaki öğrencileri halen kabul edemiyor Yani 12 yaşın altındaki çocuklara Kur’an eğitimi yasak!

Bu memlekette bir avuç itin taleplerini karşılayanların koca bir vucudu oksijensiz bırakmaya ne hakları var.

Daha gecenler de bir arkadaşımı çakma vekil Hatip Dicle yüzünden Tunceli de kaybettiğim de sağduyulu olmamı telkin edenler biraz da solduyularına kulak versin ve artık bu sorunları çözsünler.

Hazmede hazmede , hazmettire hazmettire dediğiniz şey bunlar ise kusura bakmayın artık hazmedemiyorum.

 

No : Yorumlarınızı Ülkeci Hareket gurubumuz da ki  Hazmedemiyorum başlığına tıklayarak paylaşırsanız memnun olurum.

 

 

Perşembe, 30 Haziran 2011 21:11

AND İÇERİM

Yazan Ahmet Eyüpoğlu

 


 

Lütfen orta şekerli olsun.Sanki kıtlık var,içecek başka bir şey yokta 550 si birden içe içe AND içiyorlar.İyi için afiyet olsunda şu yemin ne olacak,yada and içmeyi yemin yerine kim koyup ona göre tavır takınacak.

Şimdi burada kusur sadece onlardamı ? Adamlara önce AND içirip ondan sonra onlardan doğru milletvekili olmalarını bekliyoruz.Hiç eğri ağacın doğru gölgesi olurmu.

Yemin için meclise gelip hemen cayıyor AND içiyorlar.Yahu arkadaşlar adam gibi bir yemin etsenizde alay konusu olmasanız ya.Neymiş Anayasaymış,Meclis iç tüzüğüymüş,sanki mübarek ayet ,değiştirilemez.Değiştirmek istemediklerine göre,işlerine geliyor demekki.Şimdi kalkar değiştiririz de Kuran'a el basma falan gündeme geir,çarpılır marpılırız neme lazım böyle iyi gidiyor diyordurlar sanırım.

İlk meçliste bile yemin şöyleydi.VALLAHİ HİLAFET VE SALTANAT MAKAMLARI İLE VATAN VE MİLLETİN KURTULUŞU VE BAĞIMSIZLIĞINDAN BAŞKA BİR GAYE TAKİP ETMEYECEĞİM.diyordular.Vallahi dedikleri halde yeminlerini tutmayanlar,Bugün İnanmadiği Laikliğemi,Sevmediği Atatürkün ilke ve inkilapları üzerine yemin ettikten sonra o yemini bozsa ne yazar.

Vel hasil temsil yetkisinin hiç bu kadar yüksek olmadığı bir dönemde,şu AND içme işinede bir el atılmalı.Herkes inandığı değerler üzerine yemin etmeliki,doğru gölge beklediğimiz ağaç eğri olmasın.

Cumartesi, 25 Haziran 2011 17:07

GAYRETLER ALKIŞLANIR

Yazan Mecit Hoca

     Bu yeni sitemiz, nice hayırlara vesile olsun. İnşaallah bu site insanlara bir beraberlik zemini olur. Zira fikirler başka başka olsa da siteler, bu fikirlerin paylaşılacağı zeminlerdir.

     Mühim olan, karşılıklı anlayış ve iyi niyetten emin olma hissidir. Diğer taraftan kendi ufkumuzda kalıp, kendi marjinallığımızda patinaj yapmaktansa değişik ufuklara açılıp istişarelere katılmak daha ehvendir.

     Bir zamanlar Ali Dayı'nın bir çiftliği vardı. Orada inekler: mö mö mö... ,orada köpekler: hav hav hav..., orada horozlar: ü' ürü üüü... idi.

     Şimdi Ali Süpürt'ün bir sitesi var. Burada insanlar: fikir fikir... Nerdeeeeen nereye !...

     At gözlüğü takmadan gezelim, görelim ama yuvamıza dönelim... Yahu ! Dünya değişmiyor, gelişiyor. Ya ayak uydurur makuliyete ulaşırız, yahutta ayak direr marjinal kalırız.

                               Dünya koşuyorken yolun üstünde yatılmaz

                               Davranmayacak kimse bu meydana atılmaz

       Evet, Ali kardeşimizi bu site çalışmalaraından dolayı tebrik ederiz !... Gidiyor, geliyor bir şeyler yapmaya çalışıyor.

      Onun bunun kara kaşına, mavi gözüne bahane bulmayalım; nalına mıhına vurmayalım. Gelin tanışalım tartışalım !...

      Her iz bir umut, her umut bir hayat taşır. Umutları söndürmeyelim, hayatları öldürmeyelim.

      Unutmayalım ki her gelecek gün, niyet ve gayretlere gebedir.

Salı, 21 Haziran 2011 23:31

Yeni Cimla Düzeni

Yazan Murat Yusufoğlu

Uzun bir aradan sonra yeni cimla.net aracılığıyla siz değerli cimladaşlarımızla buluşmanın heyecanıyla “kaptığım’’ köşemden herkese selamlarımı saygılarımı iletir bu imkanı bize sağlayan sitenin kurucusu ve yöneticisi Ali Süleyman’a teşekkürlerimi sunarım.

Yeni dünya düzenini düzenlemeye çalışan toplumlar gibi onların katmanlarına benzer değişimi yaşayan cimlamız da ,düzene dair fikirlerimi paylaşmak amacıyla köşemden cimlasal tespitlerimi ve ülkesel değerlendirmelerimi aktarmaya çalışacağım.

Mala tutan bir elin kalemle sınavında desteğini esirgemeyen dostlarımı utandırmamaya çalışacağım.Malumunuz yöre insanımızın çoğu gibi bende bir inşaat ustasıyım ve elimin harcıyla egemen işine karışmak gibi bir ‘hataya’ vicdanım ve insani misyonum gereği düşmekteyim.

Yeni cimla düzeninde tüm cimlaseverlerin böyle güzel bir imkanı bilinçli bir şekilde kullanarak işte bu diyeceğimiz paylaşımlar yapmasını temenni ediyorum.Eski cimla.net te ortaya çıkan arızaların yerini güçlü dayanışmaların almasını beklerken tüm üyelerin katkı sunmasını ümit ediyorum.

Yeni cimla da özellikle yöneticilere düşen önemli bir husus ta,insanımızın kayıt dışı düşüncelerini kayıt altına alarak sansürsüz yayıncılıkla fikri sermayemizin güçlenmesine katkı sağlamak olmalıdır.Her tür medeni paylaşımın onaysız yayınlanmasının kısa vadede sıkıntıları olsa da uzun vadede toplumumuz adına yararlı olacağı düşüncesindeyim.

Hepinizi saygıyla selamlıyor iyi paylaşımlar diliyorum.

Cumartesi, 18 Haziran 2011 22:38

Köşe Yazarlığı Hakkında

Yazan Ali Süleyman

Köşe Yazısı bölümünde 3 tane gözüken yazar olacak fakat aslında yazar sayısı 6 olacak. En son yazan yazarın yazısı en üste çıkacak. Böyle en eski 3 tane yazı ana sayfada gözükmeyecek. Bu bölümü kullandıkça zamanla daha da iyi anlayacaksınız.

Tüm Cimla.Net severlere hayırlı olması dileğiyle.

007 casus