İnsanoğlu öyle bir varlıktır ki mülayimlik da onda zalimlik da onda görülür. İnsanoğlunu böyle farklı hale getiren, hiç şüphesiz değer yargısıdır. Bu farklılık sadece insanda vardır. Diğer canlılar, tabiatları gereği ya vahşidir; saldırgandır, dolaysıyla başkalarının kabusudur. Diğer canlılar, ya da mülayim bir vaziyette kendi halinde sevimli varlıklardır. Bunlar hep bu haldedirler. Bu sebeple bunların dostluğu da düşmanlığı da bellidir; kendilerine gerektiği gibi tavır alınabilir.
Lâkin değişken olan ve de değişikliğine akıl fikir erdirilemeyen mahluk, insanoğludur. Diğer canlılardan farklı olarak insanoğlunun mizacının art niyet taşımaya meyyal yaratılışından dolayı dostluğuna da düşmanlığına da güvenilemiyor. İnsanoğlunu bu vahşilik veya mülayimlik görümüne getiren EDEP veya ENANİYET duygusudur.
EDEP: İnsanoğlunun, yaratılışındaki aczi yetini bilip kendisi dışındakilere karşı tevazu, nezaket ve saygılı olmayı elden bırakmamasıdır. İnsanın dine, örf ve âdetlere göre terbiyeli ve ahlaklı olması yanı kendisine nasıl davranılmasını istiyorsa kendisinin de başkalarına öyle davranmasını bilmesi, EDEBİ ifade eder.
Edep, manevi bir disiplindir. Havailik ve avarelikten, sünepelik, züppelik ve serkeşlikten uzak kalmaktır. Edep, HAYÂNIN; hayâ da İMANIN aynasıdır. Edebi gereği tevazuuyla kendini olduğundan geride görenler, aslında insanların gönlünde TAHT kurup hep orada kalırlar. Daima saygı ve sevgi ikramıyla taltif edilirler.
ENANİYET: Yaşantısını cismani ve bedenî arzularına göre sürdüren insanın, kendini dev aynasında görme duygusudur. Böyle kendini dev aynasında, insanları da çöl sahrasında görenler, Firavun ve Nemrut vârî duruşlarıyla hep yüksekte uçarlar. Neticede yüksekte uçmanın tehlikelerine göğüs geremezler. Böylece ENANİYETİ, cennet meyvesi sananlar, onun çekirdeğinde cehennem zakkumu olduğunu çok geç fark ederler. Nemrut'un bir sineğe mağlubiyeti, Firavun'un da Kızıl denizde DİZ çöküşü, enaniyetin insaniyete zarar verdiğinin bir ibretidir. (Gerçi ibret alan olsa tarih, tekerrür etmezdi ya...)
Ne diyorduk ?... Evet ! edebin insanı ne kadar ULVİLEŞTİRDİĞİNden, enaniyetin de insanı ne kadar EDNALAŞTIRDIĞINdan bahsediyorduk. Anlatılanlardan anladığımıza göre insanların gönül yakınlığına, kalp yakınlığına ihtiyaçları var; KALIP yakınlığına değil. Aksı takdirde tecrübeler göstermiştir ki kendini sütten çıkmış tek ak kaşık görenler, sonra sütü dökmüş kediye dönüyorlar.
İnsanlar, dünyaya geldikleri zaman bu kötü huyların hiçbiri üzerlerinde yoktu. İnsanlar, bunları hep sonradan öğrenip itiyat haline getirdiler. Fıtratta olmayan bu kötü huylara bulaşmamak için, E Ğ İ T İ M... EĞİTİM !.. İLLÂ DİN EĞİTİMİ ... BİLİM değil E Ğ İ T İ M !!! İlim de değil !, EĞİTİM. Dikkat ederseniz İlim, Bilim Bakanlığı yok !. Milli Eğitim Bakanlığı var. (Ne kadar milliyse...)
Bir mütefekkirin dediği gibi:
Edep, bir taç imiş nur-u Hurdadan
Giy o tacı, kurtul her belâdan
İlim, irfan meclisinde anladım ettim talep:
İlim, en gerideymiş; İLLÂ edep İLLÂ edep.







